Geçen Sene

March 7th, 2007

Ocak yeni bir ümittir,

Şubatta anlamsız bir sevgi başlar,

Martta hep sorgularız,

Nisan yalnızlıktır soğuktan sonra,

Mayıs ayrılıktır çoğu zaman,

Haziran sessiz bir aşkı fısıldar bize,

Temmuz dinlemektir ruhun haykırışını,

Ağustosta ağlarız hep,

Eylül de bekleriz gelmesini,

Ekimde kıyamet kopar ruhumuzda,

Kasım ne der bize anlaşılmaz hiç,

Aralık ne aralık gelmiştir bilmeyiz,

Ve ümitler yeniden başlar dirilmeye.

Gece

March 7th, 2007
Yıllar önce bir dergi kapağının arkasında bir satırlık bir yazı okumuştum. Çok etkilemişti beni. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen derginin kapağı da ve derginin arkasındaki yazı da hala aklımdan silinmedi. Aylarca erteledim o cümle hakkında yazmayı ya da düşünmeyi oysa ki cümlenin kendisi onun hakkında değil zaten onun temsil ettiği gece de açıklıyordu her şeyi. Merak etmişsinizdir ne yazıyor diye, merakınızı gidereyim. Şöyle diyordu yazı: Geceyi dinlenmenin mevsimi zannedersiniz, oysa ki gece aramanın ve bulmanın mevsimidir. Nerden çıktı şimdi bütün bu dergiler yazılar gecenin bu saatinde neyin peşindesin diye soruyor insan kendi kendine. Ben bu cümleyi açıklamak peşinde değilim açıkçası. Sadece şu an gece ve ben bir şeyi arıyorum ve bulmayı ümit ediyorum bu gecenin sonunda.  Evet günlerdir bir türlü bulamadığım anahtarımı arıyorum. Hayır hayır aslında siyah çoraplarımı arıyorum. Yok yok son yazdığım yazı için kullandığım kalemim kayıp. Ya da kemerim miydi aradığım? Yoksa hırkam mı kayıptı? Neyi arıyorum ben? Bir türlü aklıma gelmiyor. Bütün kaybettiklerim bir bir aklıma geliyor ama gerçekten aradığım şey bir türlü aklıma gelmiyordu. Bütün bunların arasında asıl olan kendimi kaybetmişim. Ve hep yanlış şeyi aramışım. Hep kendimin dışında olanları aramışım. Oysa ki ben; gizli olduğum o sandığın içine yıllar önce bırakılmış ve o kaybettiğim anahtarla kilitlenmiştim. Ayaklarım sandığın içinde buz kesmiş ve siyah çoraplarıma hasret kalmıştım. Sandığı açmamam için ellerim kemerimle bağlanmış ve ellerimin uyuşmasından dolayı artık kemerimi hissetmez olmuştum. Ve bütün bedenim soğuktan donarcasına titrerken yine o sandığa hırkama sarılarak girememiştim. Ve aslında bütün bunları gözyaşlarımla yazmıştım o sandığın dibine. Asla bir kalemim olmamış ve asla bir şey yazamamıştım okunsun diye. Yalnızca yalanlarım kalmıştı gerçeğin süzgecinde. Gerisi hep akıp gitmişti. Yine sorumsuzca yaşıyordum günleri. Gelecek için planlarım ertelenmiş ve her günü bir sigarayla bitiriyordum bu anlamsız yolculukta. Koşmak yorulmak, susmak, gülmek yavan ve yaban geliyor artık bana. Hayatta istediğim her şeye ulaşabilecekken istediğim tek şey ulaşabileceğim her şeyi elimin tersiyle itmek olmuştu. Kendim etmiştim bütün bunları. Hiç geriye bakmadan. Hiç ders almadım ne vicdan azabımdan ne de böylesi bağnazlığımdan. Hep bir meşgale buldum kendime. Bir teselli bir umut buldum ve erteledim yaşadığım anı. Hep bir saat öncesinde yaşadım hayatın. Hep bir gün sonrasında öğrendim yarını. Ve şimdi neyi bekliyor neyi arıyor ve neyi soruyordum.

Devam eder belki….

 

Bekleyen ve Yürüyen 2

March 7th, 2007

Zaman durmuştu sanki. Artık hiçbir şey hareket etmiyor , fotoğraf karesi gibi donup kalmıştı. Üzerinde çizgiler vardı fotoğrafın eskimiş ve yitik bir hal almıştı. Üzerinden bir asır geçmişçesine duruyordu bekleyen ve yürüyenin gözlerinde. Sokak lambaları ışığını kaybetmiş artık görünmüyordu ne sokak taşları ne onların yansımaları. Aslında tamamen hareketsiz değildi o kadar da. Ama bir şeyler anlamını yitirmişçesine duruyordu artık caddede. Bakışlar bulanmış ve heyecanlandırmıyordu artık sokak lambalarını. Yürüyen bakamıyordu artık bekleyenin gözlerine. Yürüyen hala bir bakış yakalar mıyım diye içten içe sorguluyordu kendine. Belki de öylesine bakıyordu anlamsız ve mağrur. Ama gerçek öyle değildi. Gerçek kimin umurundaydı sanki… Ve gömüldü gerçek gecenin karanlığına.

İntihar

March 7th, 2007

 

Solumak istiyorum derinden,

Anlaşılmak istercesine bakıyorum dalgın dalgın,

Ölümün soğuk bedeni değiyor kurumuş dudaklarıma,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Bir haykırış bu sanki çınlıyor,

Ağlıyor gözyaşlarım bile halime,

Ölesiye sessizlik sarıyor bütün ruhumu,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Gözlerim bakmıyor artık,

Son kurşunum kalmış silahımda,

Yaklaşmış sadece soruyor hazır mısın diye?

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Dakikalar kaldı dakikaların yok olmasına,

Kanım çekilmiş solgun yüzüm yansıyor aynada,

Duvarlar iç çekiyor halime,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Hadi yap artık diyor o çılgın ses,

Son bir kere düşün diyorum içimden,

Hatırlıyorum ve cesaret sarıyor heryerimi,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

Ve soğuyor bedenim ölümün soğukluğunda.

 

Melodi

March 7th, 2007

Bir melodi düşünün. Sizi olmayı istediğiniz yerlerde gezdirebilecek ve olmasını istediğini düşlerinizi gerçekmiş gibi hissettirebilecek.
Soğuk bir akşamüstü. Kar yağıyor. Üşüyerek titreyerek evinize gidiyorsunuz. Sessiz bir sokak. Karanlık. Kapı eşiğinde ki camı kırık lambanın verdiği zayıf bir ışık anahtar deliğini bulmanızı kolaylaştırıyor. Eski kapının gıcırdamasıyla birlikte içerde sizi karşılayan sıcaklık bir anda bütün titremenizi alıyor ve rahatlıyorsunuz. Evinizde ki tek soğukluk yalnızlığın üzerine sindiği duvarlar. Üstünüzü değiştirdikten sonra derhal çalışma masanıza oturuyorsunuz. Akşamdan açık unuttuğunuz radyonuz hala açık ve uzun zamandır dinlemeyi istediğiniz Beethoven’ın “Tempest” bestesi çalıyor. Bir anda bir durgunluk çöküyor üzerinize ve radyonuza bakıp yıllardır içinizde gizlediğiniz ve kendinize bile itiraf etmekten korktuğunuz duygularınız tek tek piyanodan çıkan o asil seste açığa çıkmaya başlıyor. O sıra camdan dışarı baktığınızda yağan karı görüp az önce hissettiğiniz o titreme yeniden beliriyor bedeninizde. Odanızın sıcaklığı bir müddet sonra o titremeyi tatlı bir mayhoşluğa bırakıyor. Kendiniz için hazırladığınız kahvenin dumanı yüzünüze doğru geliyor ve kendinizi ondan bir yudum alarak iyice rahat hissetmeye başlıyorsunuz. O asil sesin etkisiyle içinde bulunduğunuz yalnızlık tamamen kendini inkişaf ettiriyor ve düşünmeye başlıyorsunuz. O’nu hatırlıyorsunuz. Yokluğunun verdiği heyecanı. Güçlü bir kuvvet sizi sarsmaya başlıyor. İlk önce kahveniz devriliyor. Ne olduğuna anlam veremiyorsunuz. Sonra sandalyeniz devriliyor. Çıkan gürültüye irkiliyorsunuz. Kitaplığınıza çarpıyorsunuz. Kitaplığın yıllarca yüzünüzü sakladığı aynası kırılıyor. Parçaları yerlere saçılıyor. Yere düşüyorsunuz. Yere düşen cam parçaları vücudunuzu kesiyor. Yerde yuvarlanmanın yarattığı kargaşa cam parçalarının bedeninize saldırmasını kolaylaştırıyor. Birçok yeriniz kanamaya başlıyor. Bir süre sonra şoku atlatıyor ve bütün kesikler acı vermeye başlıyor bedeninize. Canınız yanıyor. O kargaşa esnasında yanlışlıkla sırtınızla ışığı söndürüyorsunuz. Ortam iyice karanlık ve siz acı içinde kıvranıyorsunuz. El yordamıyla sağa sola bakınıyor ve bir yerlere oturmaya çalışıyorsunuz. O sırada eliniz yine cam parçalarına denk geliyor. Bir daha acı hissediyorsunuz. Oradan kurtulup boş olduğunu bildiğiniz bir alana geçiyorsunuz. Yine el yordamıyla duvarlara dokunmaya çalışıyorsunuz. Elinize batan cam parçaları daha da derine giderek acınızı iyiden iyiye arttırıyor. Ne yapsanız bu acıdan kurtulamıyorsunuz. Bir ışık arıyorsunuz ama nafile. Her şey bitmiş sönmüş ve kırılmış. Kulağınız da sadece o tatlı melodi var. O’na ilk çaldığınız parça, O’nun size ilk söylediği söz. Bütün bunlar yalnız o seste yankılanıyor ve kulağınızda dayanılmaz bir hal alıyor. Ağlamaya başlıyorsunuz. Sesiniz yankılanıyor. Kulağınızda ki sesi bastırmaya çalışıyorsunuz. Acı çekiyorsunuz. Çok karanlık. Kaçmak kurtulmak istiyorsunuz. Ama bir gölge gibi peşinizden sürükleniyor. Bir aralık acınız biraz hafifliyor gibi oluyor. Acınızın geçmesi için yeterince beklediğinizi düşünüyorsunuz. Ama kıpırdadığınız anda bütün acılar yeniden hayat bulup dallanıp budaklanıyor içinizde. Bir aralık unutmanın verdiği rahatlık bir anda yine dayanılmaz bir acıya bırakıyor kendini. Bundan kurtulmak istiyorsunuz. Hep yeni bir bedene sahip olmayı hayal ediyorsunuz. Ama sizi karanlık ve çaresizlik kuşatmış durumda. Gideceğiniz hiçbir yer yok. Günler böyle geçiyor. Bu acıyla yaşamaya alışıyorsunuz. Işıkları yeniden yakıyorsunuz. Yeni bir cam takıyorsunuz kitaplığınıza. Yeni bir kahve koyuyorsunuz masanıza. Yaralarınız iyileşmeye başlıyor. Sonra O geliyor ve O’na sevdiğinizi söylüyorsunuz. Sonra o da gidiyor ve bütün karanlık ve acı yeniden başlıyor. Ömrünüz böyle sürüp gidiyor. Ve tanrı buna müdahale etmiyor. Çünkü aşık olmayı bize böyle öğretti. Şikayet etmiyoruz çünkü bu acılarla yaşamak bizi biz yapıyor. Acı olmadan aşık olunamıyacağını, aşk olmadan da acı duyulamayacağını öğreniyoruz. Ve ölüm bütün bu tecrübelerimizi gitmesi gereken yere götürüyor. Acı son buluyor… Ve başladığınız yere dönüyorsunuz.

08.02.1982-16:00

Bekleyen ve Yürüyen

March 7th, 2007

Henüz akşamüstünün hemen sonrası. Vakit artık geç olmaya yüz tutmuş. Soğuk var caddelerde. Karanlığı yırtıp geçiyor sokaklarda insanlar. Sokak lambaları pek neşeli bakıyor ve gülümsüyorlar birbirlerine. İki göz görüyor sokak lambası, uzaktan seçiyor ama çıkaramıyor kimdir kim değildir. İçi ürperircesine yürüyor gördüğü. Adımlar adımları kovalıyor, bir heyecan bir helecan kaplamış içini seziyor bunları sokak lambası. Solukları iyice sıklaşmış, siyah kabanı terk etmek istercesine salınıyor bedeninde. Botların da yılların yorgunluğu var diretiyor bırakmıyor yürüsün. Sokak lambası bir ara iyice seçiyor geleni. Bakıyor dur diyor gülümseyerek. Uzun bir direkten sarkıyor, sıcaklığı içini ısıtıyor soğuktan üşümüş bedenin. Duraksıyor bir anda yürüyen. Anlam veremiyor sokak lambasına. Ne cürettir diyor içinden beni yolumdan alıkoymak yürürken böyle. Sokak lambası seziyor yürüyenin serzenişini ama dur diyor yine de soluklan bir üşümüşsün belli titreyişinden. Yürüyen sokak lambasına bakıyor onun sıcak sevimli yüzüne, kızamıyor duruyor ister istemez. Soluklanıyor yürüyen. Geç kalmışlığını hatırlıyor yürüyen birden ve sokak lambasına; gitmem lazım diyor ve ayrılıyor, düşüyor yola vakit geçirmeden. Sokak lambası sesleniyor arkasından; iyi bak kendine , selam söyle bekleyenine. Yürüyenin aklında bir anda şimşek çakıyor. Nerden anladı bir bekleyenim olduğunu diyor kendi kendine? Hah! Benimki de laf mı şimdi kim koşar bu karanlık caddelerde böylesine, soğuğun ciğerlerini parçaladığı bu halde. Laf mı ettim diyor yürüyen?! Caddeler sağlı sollu silikleşiyor yürüyenin gözlerinde. Bir ses çınlıyor kulaklarında. Anlam veremiyor nedir bu ses diyor? Anlıyor ki yankılanan ses bekleyenin sesi tanıyor ve heyecanlanıyor bir anda. Kulak veriyor iyice. Anlamaya çalışıyor. Sıkıldım, üşüdüm diyor bekleyen ; cevap bulamıyor bir anda yürüyen kızarıyor içten içe. Ne yaptım dercesine kısıyor gözlerini karanlığı bunaltan bir derinliğe gidiyor gözleri. Yürüyen geliyorum diyor bekleyene ama bekleyen çıkmış bir kere yola katlanamam yürüyenin beni bekletmesine yürürüm diyor pervasızca. Bir tartışma çıkıyor yürüyenle bekleyenin arasında. Sokak lambası da şahittir bütün bunlara. Unutturdum kendimi diyor ve kurnaz bir bakış atıyor diğer sokak lambalarına. Caddeler kulak kesilmiş dinliyor bu yankılanmayı.
Bir aralık kim nerde kavgası çıkıyor. Anlam veremiyor cadde halkı olan bitene. Lambalar daha bir parlak yanmaya başlıyor bekleyenle yürüyen kavuşsun diye birbirine. Yürüyen anlamıyor bir türlü, bir aralık bir saç dalgalanıyor soluk esen rüzgârın arasında. Sokak lambaları fısıldaşıyor aralarında bekleyen O galiba diyorlar, yürüyenin gözlerine bakarak. Yaşlı sokak lambası bir anda yükseltiyor sesini “O’dur elbet diyor görmüyor musunuz yürüyen pek bir helecan oldu” kalın ses tonuyla. Bir offf çekiyor yaşlı sokak lambası. Ne zamandır hasretti caddeler bu bakışlara ve tekrar koyuluyor bekleyenle yürüyenin karşılaşmasını izlemeye…

Devam eder belki
07.01.2007-02:30

Ve sonun baçlangıcı…

March 6th, 2007

Terliyorum… Ve korku bedenimi sarıyor. Kıskıvrak yakaladı beni ve nefesimi kesiyor. Beklemek çok sıkıcı… Ne yapacağımı bilemiyor ve gözlerimi dikmiş kahverengi boyanmış çevresinde küçük sandalyelerin olduğu küçük masaya bakıyorum. Madde anlamını yitiriyor. Her dakika korkum daha fazla artıyor. Çaresiz yorgunluğun üzerimde bıraktığı o iğrenç tadı daha fazla yaşamak istemiyorum. Yüzleştiğim her dakika daha acı verici oluyor. Bütün bunlar geçmişte yaşadığım iki gece. Hepsi kuruntu biliyorum ama yine de bunları yaşarken hissettiğim acı bana büyük bir haz veriyor. Karanlığın acı gülümsemesi de bir o kadar yapmacık geliyor. Yaşamak istercesine yaşamaktan kaçmaya çalışıyorum. Kendi sonumu hazırlıyor ve bütün bunları yaparken yaptığım onca iğrenç şeye tepkisiz kalıp ancak izliyorum. Bütün benliğimi kaybetmiş şuursuzca yok oluşumu izliyorum. Her sabah yıkılmış bir günün habercisi olarak aydınlanıyor. Bunları yaşadığıma inanamıyor ama inancımı kaybettikçe bütün bunları inanarak yapmaya başlıyorum. Bütün bu olanlar, yalanlar, sahte bakışlar sadece atılan zarların yuvarlanışı gibi hiçbir anlamı olmadan bir …….. parçası gibi geliyor. Artık ağlamıyorum. Ama içten içe yalnızlığımın bütün o haykırışı içimde dayanılmaz acılar hasıl ediyor. Yaşanılası her şeyden uzak her şeyi yaşamak istercesine bir içine kapanıklığı dış dünyamla paylaşmak istiyor ama hep baş açık yalın ayak geri dönüyorum. Ve bütün bunların yanında artık her şeye son verecek o sonun başlangıcını bekliyorum….
04.10.2005

Son istek!

March 6th, 2007

-Bu aralar ne istiyorum biliyor musun?
- O’nu istiyorum. Ölesiye sevmek ve sevilmek. Köpekler gibi peşinde koşmak ve yaşamak istediklerimi doyasıya yaşamak istiyorum. Hep yalnız kalmak ve onun yokluğunun acısını çekmek istiyorum. Bütün bedenim ve ruhumla onu özledikten sonra ona gitmek istiyorum. Onu gördüğümde bütün acıları bütün özlemi unutmak istiyorum. Ondan öldüresiye nefret etmek ve ona acı vermek istiyorum. Hayır bunu ona vurarak değil saatlerce onun gözlerine bakarak ona hiç dokunmadığım için onun acı çekmesini istiyorum. Vakit geçmeli. Ona gittiğimde gece olmalı. Loş bir ışıkta sadece onun parlayan gözlerini seçebilmeliyim. O da bana bakmalı sadece gözlerime. Bana dokunmamalı. Ben de çok acı çekmeliyim. Yanın da onu yıllardır görmemişçesine acı çekmeliyim. Sonra bir aralık gözlerimizi kaçırmalıyız. Birbirimize bakmamalıyız. Bütün gece kavga etmişçesine birbirimize nefret duymalıyız. Sabah olmalı. Ama henüz karanlık gitmiş olmamalı. Yorulmalıyız oturmaktan. Canımız sıkılmalı. Oflayıp puflamalıyız. Hiç konuşmamalıyız. Ama olağanüstü bir ihtirasla konuşma ve dokunma arzusuyla kavrulmalıyız. Hava bozmalı. Kış olmalı. Hava da dondurucu bir soğuk olmalı. Dışarı da ki soğuğu düşündükçe içimiz ürpermeli. Titremeye başlamalıyız pencereleri açtıktan sonra. İçeri soğuk girmeli üşümeliyiz. Bir aralık birimizin eli kıpırdamalı. Benim elim titremeli. Hayır, hayır onun eli titremeli. Yavaşça elini bana uzatmaya başlamalı ve ben sinirlenip geriye çekilmeliyim. Yaşadığım acıya son vermemeli. O da sinirlenmeli çekilip öteki tarafa dönmeli. Çok canımız yanmalı. Kavrulmalıyız. Haykırmak birbirine sarılmak isteyip kendimizi durdurmalıyız. Çok acı çekmeliyiz. Çok seviyoruz birbirimizi. Birbirimize ait olmalıyız. Ama korkmalıyız. Acının son bulmasından korkmalıyız. Saçları gözümün önüne düşmeli. Çaktırmadan bakmalıyım. Ağlayacak gibi olmalıyım. Ama Allah’ın belası acıdan vazgeçmemek için onun saçlarına dokunmamalıyım. Huzura kavuşmamalıyım. Bir güç beni esir almalı. Kıpırdayamamalıyım. Sonra bir hışımla çekip gitmeliyim.!!!!!!!!!!!!
31.01.2005

Ben ve Onlar

March 6th, 2007

Her şey kötüye gidiyor. Hayat benim için anlamını iyice yitiriyor. Daha sinirli ve öfkeliyim. Yorgun ve de uykusuz. Anlamsızlığıma bir anlam veremiyorum. Bütün bu olanlara da. Her şey üstüme geliyor. Kimse beni anlamıyor. Çok aptalım. Hayır onlar çok aptal.
- Onlar kim?
- Bilmiyorum!
- Ben kimim?
- Hiç araştırmadım.
- Peki ya bütün bu olanlar.
- Nesin sen sorgu amiri mi?
- Hayır sadece seni tanımaya çalışıyorum.
- Benden uzak dur!
- Yapamam.
- Niye?!
- Çünkü seni seviyorum ve başına kötü bir şeyler gelmesinden korkuyorum.
- Öyleyse bana yardım et.
- Edemem.
- Niye?
- Çünkü seni tanımıyorum.
- Tanımadığın birini nasıl sevebilirsin?
- Senin yabancı tarafını seviyorum.
- Diğer tarafım ne ki?
- Bilmem.
- Ne bu şaka mı?
- Tabii ki hayır.
- Öyleyse git başımdan saçmalama.
- Saçmalayan sensin.
- Söylediğim her şeyi neden yazıyorsun?
- Sen ne diyorsun ki?
- Senin yazdıklarını.
- Hayır ben onları düşünüyorum.
- Ben senin düşüncelerin miyim yani?
- Sen hiçbir şeyim değilsin.
- O zaman neden benimle konuşuyorsun?
- Ben konuşmuyorum.
- Peki ne yapıyorsun?
- Aklıma gelenleri yazıyorum.
- Hah! Kendini kandırma.
- Sen de saçmalama.
- Senin adın ne?
- Nasıl yani? Beni kabul mü ediyorsun?
- Hayır adını soruyorum.
- Ben senim. Ben senin düşüncelerinim.
- Anladım o yüzden böyle karışık.
- Evet. Çok canım yanıyor.
- Neden?
- Çünkü çok yalnızım.
- Ben varım ya!
- Ama sen bana yardım etmiyorsun.
- Sana kimse yardım edemez.
- Neden böyle diyorsun?
- Çünkü seni tanıyorum.
- Peki bana akıl veremez misin?
- Sen hep kendi bildiğini yapıyorsun.
- Ağlamak istiyorum!
- Neden ağlamıyorsun?
- Neye ağlayacağımı bilmiyorum.
- Biraz yatıp dinlen bence.
- Beni düşündüğüne çok sevindim.
- Önemli değil.
- İyi geceler!
- Sana da!
15.11.2005

aşk bal(konu)

March 6th, 2007

Saat 2:35. Gece yarısını çoktan geçti. Bal kabaklarının sayısında bir hayli artış olmuştur. Hoş kimin umurunda ki bal kabakları. Öylesine yazmak ve öylesine okutmak için. Herhangi bir günah çıkarma değil benimkisi. Gecikmiş olması da umurumda olmaz açıkçası. Geriye dönüp bakmakta zor geliyor artık nedendir bilinmez boynum ağrıyor galiba. Ama yine de bir şeyler hatırlıyor olmak sevindirici. Hem de güzel bir şeyler. Alınan her yudum çayda bir mana vardı. Ayrı bir tat ayrı bir masumluk. Sonra neydi bütün bunları tatsız ve anlamsız kılan bilinmez. Bunları yazarken bile gülümsüyorum. Ama bilmiyorsun ki canım ne kadar yanıyor. Görmek görüşmek sevmek sevilmek vb. bütün fiiller bir ilişkiyi tanımlar ama beni tanımlayamadı. Ya da bizi tanımlamaktan aciz kaldı. Çabuk tükettik bazı şeyleri. Harcadık bakmadık ya da düşünmedik sonra ne olur ya da ne yaparız diye. Ama güzel günler yaşandı, güzel anlar güzel temennilerle süslendi. Bilmem ki daha kaç defa yazarım ben böyle yazılar. Ya da bilinmez ki daha kaç kişi tarafından yazılmıştır bu yazılar. Sonra bir aralık yorgun düştüm. Yürüyemez bakamaz göremez bir haldeydim. Uyandım hatırladım, uyandım hatırlandım sandım. Ama yanılmışım. Bir hüsnü kuruntudur belki öylece düşündüm acaba düşünmüş müdür diye. Bakakalmak böyle bir şey yalnızlığın arkasından. Ya da özlemek. O kadar canın acır ki ne ağlamak gelir içinden ne bağırmak ne haykırmak ne seviyorum demek ne de yüzüne öylesine bir gülmek. Her şey anlamını yitirmiş. Varlık sadece olması gerektiği için vardır. Karşı koyamazsın bütün bunlara. Her şey bir gecenin arkasına gizlenir. Bulup çıkartana aşk olsun. Elinden geldiğince denersin konuşmak istersin görmek istersin ama öyle şeyler var ki bağlar kalbini de dilini de. Bütün bunları yaşanmış sayar ve sadece yeni ufuklara yelken açarsın hani bir rüzgar yolunu şaşırırda seni götürür diye. Ama hep baş açık yalın ayak geri dönmek düşer sana bu yalnız yolculukta.

Sevmeyi bilmedim hiç. Öğrenmek zor geldi tembellikten mi aptallıktan mı bilinmez ama böyle geldim nasıl gideceğimi kim bilir. Öyle seziyorum ki bir macera daha sonun başlangıcını gösteriyor bana. Elimi kaldırıpta dur kaptan nereye demeye bile takatim kalmadı. Aramak sormak zul geldi bana. Hoş bütün bunların arkasında vardır elbet bir fikir o kadar da boş değillerdir canım. Hele ki böyle yazıpta boş konuşmak yakışık almaz bir yiğide. Yiğit ki ne yiğit. Heyyy gidi bir seferde 3 aslan dövmüşlüğü bile vardır.

E vakit bir hayli geç oldu. Artık kısa kesmeli diyor gözler. Ama gönül bu işte yazıyor ;yazdıkça yazmak istiyor sevdiğine. Öylesine gülümse diye gülmüştüm yüzüne. Ne bileyim beni yerden yere vuracak. Bu kadar da acımasız olunmaz ki. Ama anlamıyor işte lanet kalp öyle her denilenden. Dediğim dedik yediğim de erik diyor afacanJ

Neyse kim ne der bilinmez ama benim söyleyeceğim çok şey yoktur çoğu zaman. Bu sefer de bunlarla iktifa ediyorum.

discount acompliabuy acompliadiscount propeciacheap propeciaclomid priceclomid onlinediscount revatiorevatiobuy female viagrafemale viagratake viagra cialis togetherorder viagra cialisorder vpxlvpxllevitra professional pricecheap levitra professionallevitra free shippinglevitra pricecheap levitracialis jelly pricecialis jellyorder cialis soft tabscialis soft tabs onlineorder cialis super activebuy cialis super activeorder generic cialisgeneric cialisorder cialis professionalbuy cialis professionalorder brand cialisbuy brand cialispurchase cialisorder cialischeap cialischeap brand viagrabrand viagracheap viagra jellyviagra jellyorder viagra soft tabsviagra soft tabs onlineviagra super active onlineviagra super activegeneric viagrageneric viagra onlineorder viagra professionalbuy viagra professionalbuy viagra prescriptionviagrabuy viagracheap vpxlvpxl onlineorder levitra professionalbuy levitra professionalorder levitrabuy levitracheap cialis soft tabscialis soft tabs onlineviagra soft tabs onlinecheap viagra soft tabsorder viagra super activecheap viagra super activecheap generic cialisgeneric cialis onlinecheap generic viagrageneric viagra onlinecheap cialis professionalcialis professional onlinecheap viagra professionalviagra professional onlineorder cialiscialis onlineorder viagraviagra cialisorder viagra cialischeap sublingual viagraorder sublingual viagracheap sublingual cialissublingual cialis pricerevatio pricerevatio onlinebuy cialis jellyorder cialis jellybuy viagra jellyviagra jelly pricefemale viagra pricefemale viagra onlineorder vpxlbuy vpxllevitra professional pricebuy levitra professionallevitra discountlevitrabuy levitraorder cialis soft tabsbuy cialis soft tabsorder viagra soft tabsbuy viagra soft tabspurchase cialis super activecialis super active onlinepurchase viagra super activeviagra super active onlinegeneric cialis discountgeneric cialischeap generic cialisgeneric viagra prescriptiongeneric viagra pricegeneric viagra onlinepurchase cialis professionalcialis professional onlineorder viagra professionalbuy viagra professionalbuy brand cialispurchase cialisorder cialisbuy cialisbrand viagra pricebrand viagra onlinepurchase viagraviagra discountviagra onlineviagra cialis levitraorder viagra cialisbuy sublingual viagraorder sublingual viagracheap sublingual cialisorder sublingual cialisrevatio discountcheap revatiocheap cialis jellyorder cialis jellycheap viagra jellyviagra jelly pricefemale viagra pricebuy female viagracheap vpxlvpxl onlinecheap levitra professionalbuy levitra professionalpurchase levitralevitralevitra onlinecialis soft tabsbuy cialis soft tabsorder viagra soft tabsviagra soft tabscialis super activebuy cialis super activeviagra super activebuy viagra super activegeneric cialis discountorder generic cialisbuy generic cialispurchase generic viagraorder generic viagrabuy generic viagraorder cialis professionalcheap cialis professionalviagra professionalcheap viagra professionalbrand cialis onlinecialis discountcialis pricecheap cialisorder brand viagrabrand viagra onlinepurchase viagraviagra discountbuy viagra buy cialis online from canada buy cialis money order prices viagra cialisbrand name cialis cialis brand name online order order cialis online no prescription cialis erectile dysfunction buy cialis fast shipping buy cialis drug online how to buy cialis onlinebuy cialis without credit cardbest price cialis cost of viagra covered by insurance buy viagra australia buy viagra american express viagra money orderonline pharmacy viagra cialis mail order viagra prescriptioncheap site buy viagra lowest price viagra check money legally purchase viagrabuy cheap viagra online uk how buy viagra online generic viagra money order buy viagra online pharmacy buy viagra online prescription discount viagra sales online best price viagra levitra purchase generic viagra online discount price viagra discount price sale viagra buy viagra england