Archive for March, 2007

Öylesine Sevmedim

Tuesday, March 20th, 2007

Yine serseri hüzünler yaşıyorum bu gece

Dokunmadığım, dokunmaya korktuğum yalnızlığım için ağlıyorum.

Bir tatlı koku yankılanıyor bedenimde.

Ölesiye kokluyorum kulaklarımda çınlayan sesini.

Öylesine sevmedim…

 

Bakışlarıyla konuşuyorum hayalimde ki…

Yanımda yürüyüşü, gülümseyişi parıldıyor hala ruhumda.

Bıraktığı boşlukta geziyorum.

Onu arıyorum.

Öylesine sevmedim…

 

Fotoğraflarına küsüyor kapris yapıyorum.

Nedendir bilinmez özlüyorum sessizliğini.

Kızıyorum böylesine gururlu oluşuma…

Bir kere de vazgeçmeyeyim istiyorum.

Öylesine sevmedim…

 

Bir kere de savaşmak istiyorum

Yorgun düşmek, dokunmak istiyorum soluksuz gecenin karanlığına

Hiç bir şey görünmüyor yine ufukta

Lütfen affet diyemiyorum…

Öylesine sevmedim…

 

Kendimi bile affetmekten acizim bu ruhsuz bedenimde

Nedensiz anılar beliriyor belleğimde

Hiç böyle olmadım…

Hiç bu kadar acımasız da olmadım kendime

Öylesine sevmedim…

 

Sigaram sırt çevirdi yine bana…

Onun için yanıyorum dedi

Sigaramdan kıskandım.

Bakmadım bakamadım yine …

Öylesine sevmedim …

 

Son Düş!!!

Wednesday, March 7th, 2007

Eğer görmeyi istediğin bir düşün varsa sadece uyu belki de son düşün ölüm olur!!!

Fahişe

Wednesday, March 7th, 2007

bir gram delikanlılık yok ciğerlerinde,

adam nefesi solumamışlar hiç,

bir fahişe gibi ahlaksızca seviştiler,

arkalarına bile bakmadılar,

sadece lanet ettim yüzlerine ve ruhlarına,

bakamadılar,

şerefsizler demeyi yediremedim kendime,

aşağılık olamazdım,

bu kadar mı az insan olunurdu,

paranın şımarttığı bünyeler,

zorluk yaşamamış bünyeler,

kaderlerinde çizgiler silik

bakışları bulanık

anlamsız,

sessiz,

ezik,

yıkık,

birşeylerin peşinde koşamayacak kadar beceriksiz,

çürümeye yüz tutmuş beyinleri

işte ancak bu insanlar dostum olabilirdi benim,

ancak onları sevebilirdim,

belki de liyakatım bundan ibaretti,

belki ben de onlar gibiydim,

ama en azından gerçekten sevmeyi bildim,

sessizce ağlamayı,

rikkatle okşamayı bildim

üzgün yanakları,

ve hoş,

duygu,

anlam,

yalan,

ve ihanet vardı gözbebeklerimde

O kadar

Wednesday, March 7th, 2007

O kadar canım yandı, o kadar kıskandım ki

O kadar ata toprağında sürülmüş hissettim bedenimi,

O kadar kan toplandı ki yüzüme,

O kadar ağlamaklı hissettim kendimi,

O kadar geç kalmış,

O kadar aldatılmış hissettim,

O kadar sevmişim ki,

O kadar da sevilmez ki dedim kendime,

O kadar kokusunu özledim ki,

O kadar damarlarım çekildi ruhumdan,

O kadar sessiz ağladım ki,

O kadar titredim olduğum yerde,

O kadar anlamsız geldi ki bana,

Sevmek, sevilmek, özlemek zor şeymiş dedim kendi kendime.

Gece 2

Wednesday, March 7th, 2007

Bir aralık gözüme bir fotoğraf ilişti. Garipsedim bir anda. Yaşlı bir çınar ağacını andırıyordu fotoğraftaki şey. Görmüş geçirmişti besbelli. Her yanı perişandı. Artık yıkılmış ayakta durmaya mecali kalmamıştı koca çınarın. Yıllar ona kötü davranmıştı. Bir yere bakıyordu sanki. bir şeyler görmüş ve iyice garipsemişti. Düşüncelere dalmış ve öylece seyrediyordu çınar. Genç çınar ağacı vardı karşısında. Daha o kadar toy o kadar az görmüş ve o kadar az yaşamıştı ki. Ama çok gururluydu. Öyle dikti ki başı öyle kibirliydi ki genç çınar. Gözleri göklere meydan okurcasına bakıyordu. Anlamsız gelmişti her şey genç çınara. O da gecenin anlamsızlığında kaybetmişti kendini. Sevdiği o tatlı uzun, yaprakları üful üful pervaz eden sevimli çınara dikkat kesilmişti bir anda. Tatlı çınar elinde yılların hatıralarını sakladığı albümden tek tek yırtıyordu tanımadığı hatırlamadığı insanların eskimiş fotoğraflarını. Sonra kendi fotoğraflarını yırtmaya başladı bir anda tatlı çınar. Artık kimse görmesin kimse duymasın istiyordu onun o üful üful eden yapraklarını.

…!!!

Wednesday, March 7th, 2007

İşte yalanlar bu kadar tatlı, ve hayat bu kadar acımasız…

Geçen Sene

Wednesday, March 7th, 2007

Ocak yeni bir ümittir,

Şubatta anlamsız bir sevgi başlar,

Martta hep sorgularız,

Nisan yalnızlıktır soğuktan sonra,

Mayıs ayrılıktır çoğu zaman,

Haziran sessiz bir aşkı fısıldar bize,

Temmuz dinlemektir ruhun haykırışını,

Ağustosta ağlarız hep,

Eylül de bekleriz gelmesini,

Ekimde kıyamet kopar ruhumuzda,

Kasım ne der bize anlaşılmaz hiç,

Aralık ne aralık gelmiştir bilmeyiz,

Ve ümitler yeniden başlar dirilmeye.

Gece

Wednesday, March 7th, 2007
Yıllar önce bir dergi kapağının arkasında bir satırlık bir yazı okumuştum. Çok etkilemişti beni. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen derginin kapağı da ve derginin arkasındaki yazı da hala aklımdan silinmedi. Aylarca erteledim o cümle hakkında yazmayı ya da düşünmeyi oysa ki cümlenin kendisi onun hakkında değil zaten onun temsil ettiği gece de açıklıyordu her şeyi. Merak etmişsinizdir ne yazıyor diye, merakınızı gidereyim. Şöyle diyordu yazı: Geceyi dinlenmenin mevsimi zannedersiniz, oysa ki gece aramanın ve bulmanın mevsimidir. Nerden çıktı şimdi bütün bu dergiler yazılar gecenin bu saatinde neyin peşindesin diye soruyor insan kendi kendine. Ben bu cümleyi açıklamak peşinde değilim açıkçası. Sadece şu an gece ve ben bir şeyi arıyorum ve bulmayı ümit ediyorum bu gecenin sonunda.  Evet günlerdir bir türlü bulamadığım anahtarımı arıyorum. Hayır hayır aslında siyah çoraplarımı arıyorum. Yok yok son yazdığım yazı için kullandığım kalemim kayıp. Ya da kemerim miydi aradığım? Yoksa hırkam mı kayıptı? Neyi arıyorum ben? Bir türlü aklıma gelmiyor. Bütün kaybettiklerim bir bir aklıma geliyor ama gerçekten aradığım şey bir türlü aklıma gelmiyordu. Bütün bunların arasında asıl olan kendimi kaybetmişim. Ve hep yanlış şeyi aramışım. Hep kendimin dışında olanları aramışım. Oysa ki ben; gizli olduğum o sandığın içine yıllar önce bırakılmış ve o kaybettiğim anahtarla kilitlenmiştim. Ayaklarım sandığın içinde buz kesmiş ve siyah çoraplarıma hasret kalmıştım. Sandığı açmamam için ellerim kemerimle bağlanmış ve ellerimin uyuşmasından dolayı artık kemerimi hissetmez olmuştum. Ve bütün bedenim soğuktan donarcasına titrerken yine o sandığa hırkama sarılarak girememiştim. Ve aslında bütün bunları gözyaşlarımla yazmıştım o sandığın dibine. Asla bir kalemim olmamış ve asla bir şey yazamamıştım okunsun diye. Yalnızca yalanlarım kalmıştı gerçeğin süzgecinde. Gerisi hep akıp gitmişti. Yine sorumsuzca yaşıyordum günleri. Gelecek için planlarım ertelenmiş ve her günü bir sigarayla bitiriyordum bu anlamsız yolculukta. Koşmak yorulmak, susmak, gülmek yavan ve yaban geliyor artık bana. Hayatta istediğim her şeye ulaşabilecekken istediğim tek şey ulaşabileceğim her şeyi elimin tersiyle itmek olmuştu. Kendim etmiştim bütün bunları. Hiç geriye bakmadan. Hiç ders almadım ne vicdan azabımdan ne de böylesi bağnazlığımdan. Hep bir meşgale buldum kendime. Bir teselli bir umut buldum ve erteledim yaşadığım anı. Hep bir saat öncesinde yaşadım hayatın. Hep bir gün sonrasında öğrendim yarını. Ve şimdi neyi bekliyor neyi arıyor ve neyi soruyordum.

Devam eder belki….

 

Bekleyen ve Yürüyen 2

Wednesday, March 7th, 2007

Zaman durmuştu sanki. Artık hiçbir şey hareket etmiyor , fotoğraf karesi gibi donup kalmıştı. Üzerinde çizgiler vardı fotoğrafın eskimiş ve yitik bir hal almıştı. Üzerinden bir asır geçmişçesine duruyordu bekleyen ve yürüyenin gözlerinde. Sokak lambaları ışığını kaybetmiş artık görünmüyordu ne sokak taşları ne onların yansımaları. Aslında tamamen hareketsiz değildi o kadar da. Ama bir şeyler anlamını yitirmişçesine duruyordu artık caddede. Bakışlar bulanmış ve heyecanlandırmıyordu artık sokak lambalarını. Yürüyen bakamıyordu artık bekleyenin gözlerine. Yürüyen hala bir bakış yakalar mıyım diye içten içe sorguluyordu kendine. Belki de öylesine bakıyordu anlamsız ve mağrur. Ama gerçek öyle değildi. Gerçek kimin umurundaydı sanki… Ve gömüldü gerçek gecenin karanlığına.

İntihar

Wednesday, March 7th, 2007

 

Solumak istiyorum derinden,

Anlaşılmak istercesine bakıyorum dalgın dalgın,

Ölümün soğuk bedeni değiyor kurumuş dudaklarıma,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Bir haykırış bu sanki çınlıyor,

Ağlıyor gözyaşlarım bile halime,

Ölesiye sessizlik sarıyor bütün ruhumu,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Gözlerim bakmıyor artık,

Son kurşunum kalmış silahımda,

Yaklaşmış sadece soruyor hazır mısın diye?

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Dakikalar kaldı dakikaların yok olmasına,

Kanım çekilmiş solgun yüzüm yansıyor aynada,

Duvarlar iç çekiyor halime,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

 

Hadi yap artık diyor o çılgın ses,

Son bir kere düşün diyorum içimden,

Hatırlıyorum ve cesaret sarıyor heryerimi,

Hazırım artık ölümün soğuk bedenine dokunmaya,

Ve soğuyor bedenim ölümün soğukluğunda.