Saat dört on
Yine bir yazar edasıyla kuruldum kağıt ve kalemin başına. bir şeyler karalayabilir miyim diye bir feveran etti gönlüm. Otur da iki satır bişiler yaz dedi. Yine kalemim ketum. Anlamadım ne oldu. Oturdum düşündüm saatlerce ve bu saat oldu. Okudum, yazdım güldüm ama nafile. Bir yere dokundu yine elim. Anlamadım. Yağmur var dışarıda. Pencereler üşümüş ve titriyorlar. İçerinin sıcaklığında kalemime sarılmış beraber uyuyormuşçasına yakınlaşmış ve ona dert yanıyorum. Ufuk çok uzak değil artık bindiğim gemiye. Bindiğim gemi de o kadar soğuk değil ama içimdeki korku beni biraz korkutmaya başladı artık. Yakınım çok yakınım bir adım daha atsam her şey bitecek ve sabah olacak. Uyanacağım ve uykulu gözlerle bir süzeceğim. Korktuğum şey karanlıkta yanan bir mumun aydınlığıyla mı karşılaşacam yoksa açık bir pencereden giren güneşin aydınlığı mı karşılayacak beni.
Bu şimdiki halim ya da hissettiklerim. Bir de düşünür oldum ben iyice. Ayrılıklar koymaz oldu bana. Eski dostlar varsın hatırlamasın der oldum. Artık daha bir hırçınım daha bir acımasız oldum. Belki yıprandım çok fazla. Artık hissizleştim. Sadece gülüp geçer oldum çoğu şeye. Gerçek bu değildi elbette. Ama nedendir bilinmez söylemek istemiyorum artık gerçekleri. Son yalanların son saatleri belki de bütün bu olanlar. Ya da yeni bir yalanın eşiğinde sessizce yürüyor ve adımımı attığım her yerde bir laf düşürüyordum cebimden. İzleniyor muyum bilmiyorum eğer arkamdan düşenleri okuyorsa birileri biraz hak verirler diye düşünüyorum. Vermezler mi ? Varsın vermesinler, varsın görmezden gelsinler neler düşürdüğümü ya da anlamadım neydi bu deyip geçip gitsinler yanımda öyle usulca. Bir yerde durup bir sigara yakmak istiyorum. Arkama dönüp baktım ama gördüğüm son şey ilk şeyle aynıydı yine. Yine yalnızlık peşi sıra gelmişti arkamdan. Bu sabah daha bir anlamlı baktı yüzüme. Daha bir gülümsedi gibi geldi bana. Hah deliriyorum galiba. Hiç insan yalnızlıkla konuşabilir mi? Size hiç tarif etmedim dimi ben onu. Ya da hiç merak ettiniz mi yalnızlık nasıl bir şeydir neye benzer diye. Çok mu? Her gün gördüğünüz yaşadığınız bir şey mi? Hah sizler de şizofren olmuş çıkmışsınız benim gibi. O yok aslında yalnızca bizler yaratıyoruz yalnızlığı. Şaka yapıyorum elbette var ama neye benzediği konusunda sadece benim fikrim var. Daha önce bahsedilen her şey yalan.
Neyse sadece saçmalıyorum yine. Gerçi yalnızlık hep bahsedildiği yerde olurmuş diye bir şey duymuştum daha önce. Arkama baktığımda onu gördüğümü söylemiştim size değil mi? Yalandı. Aslında onu görmedim sadece sigara içerken yere düşürdüğüm anahtarlığı almaya çalışıyordum ve eğildiğimde bir kağıt parçası gördüm yerde. Buruşmuş üzerine basılmış defalarca. Son basanın kim olduğunu söylemeye takati kalmamış artık. Sadece inliyordu son demlerini yaşıyordu küçük kağıt parçası. Elime aldım üşümüştü sanki titriyordu birazda. Bir müddet cebimde sakladım kağıt parçasını. Isınsın biraz kendine gelsin diye sonra soracaktım niye bu haldesin diye. Aradan 5 dakika geçtikten sonra çıkardım onu tekrar sol cebimden. Bir müddet sadece baktım ve sonra aramızda geçenleri bizzat aktaracağım size:
- Merhaba rahatsız etmedim umarım.
- Hayır rahatsız etmediniz ayrıca teşekkür ederim bu iyiliğiniz için.
- Şansınız yaver gitti ve size rastladım ve belki de acı bir rüzgarın eşiğinden döndünüz sizi ney idüğü belirsiz bir su birikintisine savuracaktı.
- Evet gerçekten çok acımasızca davranıyorlar bana.
- Anlıyorum umarım söyleyecek bir hikayen vardır bana.
- Herkesin bir hikayesi vardır elbet sizin bu sıcak ve nazik davranışınız yüzünden size iyi şeyler anlatacağım.
- Dinlemek isterim gerçekten.
- Yorgun ve uykusuz bir gecenin sonunda kopardılar beni. Anlam veremediğim şekilde kalemini savuran bir adamın defterinden koparıldım. Sonra bir anda kendimi buralarda buldum.
- Ne yazmaya çalışıyordu ?
- Bir başlık attı önce saat dört on diye sonra bir şeyler karaladı ve bir anda hırçınlaşıp koparıp savurdu beni.
- Peki ne anlatmaya çalışıyordu sizce.
- Aslında anlatmaya çalıştığı şey işte şu anda benim durumumdu. Artık ihtiyaç hissetmediğin bir gece de savrulursun bir caddenin karanlık bir köşesine ve buruş buruş hissedersin kendini, üstüne basılıp geçilmiş gibi hissedersin. Kalkıp yürümeye mecalin kalmamıştır. Yalnızca biri gelipte kurtarır mı acaba diye beklersin umutsuzca ama zordur çoğu zaman ve şanssızlık bir kere yapıştı mı yakana bir daha bırakmaz seni lanet olasıca şey. Ancak karanlık görürsün sadece soğuk vardır senin için ve yalnızca kötü hissedersin kendini ve bütün bunların arasında bütün şansın bir sokak lambasının altına düşüp en azından derdini anlatacağın birini bulmaktır. O da seni dinler ve sonra yürür tekrar gecenin karanlığında ve yalnızca oturup düşünmeye başlarsın. İşte buydu yazmaya çalıştığı yardımcı olmaya çalıştım ancak gözü dönmüştü bir kere artık dinlemek istemiyordu beni. Neyse beni şurda ki kaldırımın üzerine koyarsan orda daha rahat sabahlarım gibi geliyor bana.
- Peki küçük kağıt parçası iyi bak kendine umarım şansın yaver gider ve eski mutlu günlerine dönersin tekrar.