Kırık
Çantam cam kırıklarıyla dolu. Ne zaman çantamdan birşeyler almaya kalksam elim kan içinde kalıyor. Aslında elim acımıyor aksine kırık camların canlarının acıdığını hissediyorum. Ne zamandır hep elim acıyor zannediyordum. Hep yanıldığım gibi bu seferde yanılmıştım. Çok geç artık kırıp döktüğüm o camları yeniden onarmak için. İlk defa cam kırıklarını düşünüyorum bunca yıldan sonra. İlk defa elime değilde kırıklara bakıyorum. Ne kadar da çok cam kırığı var!
Belki de haklıydım onları kırıp dökerken. Belki şimdi onlar haklı elimi kan içinde bırakmaya. Hep gözüm kendimde hiç etrafa bakmadan, hiç düşünmeden yürümüş geçmişim üstlerinden. Hiç geriye bakmamışım. Şimdi de bakmıyorum.
Kırıp döktüğüm herşey varsın kırık dökük kalsın. Üzerine bastığım herşey acı çekmiş olsun. Benim acılarımı paylaşmış olsunlar. Gidip özür dileyecek değilim. O kadar da suçlu değilim yapıp ettiklerimden. O kadar pişman da değilim. Bedelini ödedim herşeyin. Yalnızlıkla ödedim, göz yaşlarımla ödedim, vicdan azabıyla ödedim, bir fahişe gibi bar köşelerinde içki şişelerinin dibinde ödedim. Her beş dakikada bir yaktığım sigaramın dumanıyla ödedim. Her içtiğim bardak çayın kederiyle ödedim. Her oturduğum köşede uzaklara dalarak ödedim. Her söylediğim yalanın içimi acıtmasıyla ödedim. Hep yalnız yürüdüğüm sokaklardaki soğuğun bedenimi buz kesmesiyle ödedim. Her yağmurda ıslanıp kurulanmadan ödedim. Her sevdiğim kalbi , ölesiye severken terkederek ödedim. Her gece yatağımda uykusuz kalarak ödedim. Her önüme gelene derdimi döke döke ödedim. Hep ödedim. Ya da ödedim zannettim. Ya da ağladım zannettim. Ya da acı çektim zannettim. Ya da sevdim terkettim zannettim. Her sarhoş olduğumda unuttum zannettim. Ben ne yaptım hiç bilemedim. Hiç göremedim.
Ne kadar da çok kalp kırıp dökmüşüm. Dedim ya umurumda değil kırıp döktüğüm kalpler. Umurumda değil bilmem kaç kere kırılan ya da dökülen kalbim. Umurumda değil… Niye olsun ki! Ödedim! Her saat, her dakika, her saniye acı çekerek ödedim!
Laf kalabalığı benimkiside. Kime ne ki! Benim yaşadıklarımdan kime ne! Hatta bana ne! Artık ne önemi var bütün yaşanmışlıkların. Artık ne önemi var bütün anlamışlığın. Artık ne önemi var bütün bu pişmanlığın.
Geçen gece bir ses vardı telefonun öteki ucunda. Bir sesten çok bir yankıydı. Yine kırılmışlığın sesini duyuyordum. Yine bir yakarışın. Yine bir haykırışın. Yine gözümü kan bürümüştü. Yine vermiştim kararımı.
Akşam bir barda Murat anlatmıştı bunları bana. Eskiden beri dostumdur benim. Tek dostum belkide. Ne zaman yalnız kalsa bana cam kırıklarını anlatır. Hep dili sürçer can kırıkları anlarım ben onun dediklerini. Aslında öyledirde söyledikleri. Her cümlesinde bir can kırığı gizlidir Murat’ın sözlerinde. Soğuk ve sessiz konuşur. Arasıra bir anda gülümser bizim Murat. Kahkaha atmaya başlar bir anda. Bir anda için ısınır dinlemeye başlarsın. Nedir acaba dersin bu kadar güldüren Murat’ı? Sorarsın? Cevabı yoktur hiç bir zaman. Anlatacakları da çok değildir. Cam kırıklarından bahseder hep Murat. Çantasından çıkardığı boş sayfalı kitapları okur, okur, okur ama bir gün bile duyamazsın ne okumuştur, ne düşünmüştür bugün Murat.
Uzunca bir sessizlikten sonra Murat devam etti telefonun öteki ucundaki sesten. Sonra nedendir bilinmez vazgeçti Murat anlatmaktan. Bir gün herşey bittiğinde, artık sabah olduğunda, uyandığımızda bütün bunları bana tekrar sor hepsini herşeyiyle anlatacağım demişti sonra usulca yerinden kalkıp yürümeye başlamıştı.